İki Kitap, İki Farklı Dünya

By

Yazar Dilek Altundağ, 2026’nın ilk çeyreğinde raflardaki yerini alan Kayıp Zamanların Fısıltısı ve Kıkırdak Azo ve Örümcek Peri ile çocuk ve gençlik edebiyatında çift kulvarlı bir yolculuğa çıktı. Tarihin sıfır noktasından beslenen bir gençlik macerası ile korkuları cesarete dönüştüren fantastik bir çocuk hikâyesini aynı anda okurla buluşturan Altundağ ile yeni kitaplarını ve 23 yıllık yazarlık serüvenini konuştuk.

Aynı dönemde hem bir gençlik romanı hem de fantastik bir çocuk kitabıyla okur karşısına çıktınız. Bu iki farklı yaş grubuna ve türe aynı anda hitap etmek üretim sürecinizi nasıl etkiledi?

Aynı dönemde hem ilk gençlik romanı hem de fantastik bir çocuk kitabı üzerinde çalışmak, yazma sürecimde okur kitlesini daha bilinçli düşünmemi sağladı. Gençlik romanında karakterlerin iç dünyasına ve duygusal gelişimlerine daha fazla yer verdiğimi düşünüyorum. Çocuk kitabımda ise hayal gücünü öne çıkaran daha hareketli ve sade bir anlatım kurmaya çalıştım. Bu iki farklı anlatım biçimi arasında çalışmak zaman zaman dikkat gerektirse de üretim sürecimi besledi. Ayrıca anlatı dilimi farklı yönlerden geliştiren bir deneyim oldu.

Burada üstat A. Cahit Zarifoğlu’nu da anmak isterim. Anlatılarını şiirin inceliğiyle dokuyan Zarifoğlu, çocuklar için kaleme alırken ruha değen şu zarif sözlerini de ilave etmek istiyorum.

“Çocuk edebiyatına, bu dalda da bir şeyler yazmamı isteyen bir dostun arzusunu kırmamak için hasbelkader girdim. Değişik alanları deneyen biri olarak, başlarken zorluk çekmedim. Ancak işin içine girdikten sonra çocuk edebiyatı dalında eser vermenin öyle çalakalem girişilmesi mümkün bir alan olmadığını da anladım. Yazarın belki de kendi kendini yetiştirmesi gereken tek alan bu. Çocuklar için yazmak bana at oynayabileceğim çok geniş bir alan açtı. Yazarken bir tür çocuk safiyetini, çocukluğu giyiniyorsunuz. Çocuklar için yazmak çok ciddi bir iştir çocuklar için yazmanın çocukça bir iş olduğunu söyleyenler kendi çocuklarının kitap okumasını saçma sapan bulanlar olmalı ya da çocukluklarında hiç kitap okumamış insanlar. Bunların söylediklerine gülüp geçmek mümkün ama üzerinde düşünülse daha iyi olur.

İlk gençlik romanınız olan Kayıp Zamanların Fısıltısı’nda  “Tarihin sıfır noktası” olarak bilinen Göbeklitepe’yi bir gençlik macerasının merkezine koyma fikri nasıl doğdu?

2003 yılında görevim nedeniyle Şanlıurfa’ya gittim ve yaklaşık 11 yıl orada yaşadım. O yıllarda Göbeklitepe henüz yeni yeni ortaya çıkarılıyordu. Toprağın altından çıkan o taşlara baktıkça sanki binlerce yıldır anlatılmayı bekleyen bir hikâye varmış gibi hissediyordum.

Yazarken kendimi sık sık kitaptaki karakterlerin yerine koydum. Özellikle Deniz karakteri gibi düşünüp sembollerin ne anlatmak istediğini anlamaya çalıştım. Bu süreçte çok araştırdım. Okudum, izledim, kaynakları takip ettim. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sitesindeki bilgilerden ve arkeolojik çalışmalardan da yararlandım. Ayrıca Göbeklitepe’yi ziyaret edip çalışmaları yerinde görme fırsatım oldu. Bu deneyimler de hikâyenin oluşmasında bana ilham verdi.

Kayıp Zamanların Fısıltısı kitabınızda Deniz, Zeynep ve Baran gibi yetenekli genç karakterler, “Yetenekler Arenası” yarışması sonrası gizemli bir yolculuğa çıkıyor. Bu karakterleri yaratırken genç okurların kendilerini özdeşleştirebileceği özelliklere mi odaklandınız? Masal anlatıcısı, fotoğraf tutkunu ve güçlü ses gibi yetenekler hikâyeye nasıl derinlik kattı?

Evet, romanımda üç kahramanımız var: masal anlatıcısı Deniz, fotoğraf tutkunu Zeynep ve güçlü sesiyle Baran. “Yetenekler Arenası”nı kazandıktan sonra öğretmenleriyle sıradan olmayan bir kültür gezisine çıkıyorlar.

Göbeklitepe’nin taşlarındaki gizli semboller, geceleri duyulan garip sesler ve Bazra adlı gizemli bir genç onları zamanın ötesine taşıyor. Masalın büyüsüyle geçmiş ve gelecek iç içe geçiyor.

Karakterlerimi yaratırken genç okurların kendilerini özdeşleştirebileceği özelliklere odaklandım. Deniz’in masal anlatıcılığı, Zeynep’in fotoğraf tutkusu ve Baran’ın güçlü sesi hem hikâyeye derinlik kattı hem de macerada onlara avantaj sağladı. Birlikte bir yolculuğa çıkmaları, sorumluluğu paylaşmalarını, cesaretlerini ve doğru karar verme becerilerini güçlendirdi.

Kıkırdak Azo ve Örümcek Peri kitabınıza gelecek olursak Çocuk edebiyatında “gerilim” unsurlarını kullanmak hassas bir denge gerektirir. Örümcek Peri karakterini kurgularken çocukların korkularıyla yüzleşmesini mi yoksa bu korkuları eğlenceye dönüştürmesini mi hedeflediniz?

Karakterleri kurgularken çocukların hem korkularıyla yüzleşmesini hem de bu korkuları eğlenceye dönüştürmelerini hedefledim. Hikâyede fantastik unsurlar, gerilim ve sürprizlerle dolu heyecanlı bir macera var. Gizem ve korku bir yanda eğlence ve merak duygusu diğer yanda dengeleniyor.

Azo’nun hikâyesinde seyahat eden bir anne, hasta bir baba ve titiz bir teyze var. Fantastik bir maceranın ortasında bu denli gerçekçi ve bazen de zorlayıcı ailevi unsurlara yer vermenizin hikâyeye katkısı nedir?

Azo’nun hikâyesinde ailevi unsurlar, fantastik maceranın içine gerçeklik ve derinlik kattığını düşünüyorum. Annesinin bitmek bilmeyen seyahatleri, babasının hastalığı ve her şeyi kontrol etmeye çalışan titiz teyzesi, karakterin dünyasını şekillendiriyor ve okurun empati kurmasını sağlıyor. Üstelik odasındaki Davetsiz Misafir Örümcek Peri gibi fantastik unsurlarla birleştiğinde, gerçek hayatın zorluklarıyla hayal gücünün sınırları bir araya gelerek hikâyeyi hem eğlenceli hem de dokunaklı kılıyor.

Edebiyatı “hayatın neşesi ve anlamı” olarak tanımlıyorsunuz. Bu bakış açısı yazarlık serüveninize nasıl yansıdı?

Edebiyatı “hayatın neşesi ve anlamı” olarak görmek, yazarlık serüvenime de heyecanlı bir yön verdi. Hikâyelerimde hem okurun hem de kendi hayal gücümün keyif alacağı dünyalar yaratmaya çalışıyorum. Karakterlerin duygularını, maceralarını ve hayal kırıklıklarını anlatırken yaşamın renklerini ve küçük mutluluklarını da öne çıkarmaya özen gösteriyorum. Yazmak benim için sadece bir anlatım biçimi olmaktan çıkıyor, hayatın kendisini keşfetme ve bir paylaşma yolu oluyor.

Ekran bağımlılığının arttığı bir dönemde, çocukları ve gençleri kitabın büyülü dünyasına çekmek için nasıl bir strateji izliyorsunuz? İnternet bu noktada bir rakip mi yoksa bir imkân mı?  

Ekranların hayatımızdaki yeri büyüdükçe çocukları ve gençleri kitabın dünyasına çekmek daha da önem kazanıyor. Ben, hikâyeyi olabildiğince merak uyandırıcı ve sürükleyici kılmaya çalışıyorum. Karakterlerin yaşadıkları maceraları okur âdeta kendi yaşarmış gibi hissetsin istiyorum. İnternet bu noktada bir rakip gibi görünse de doğru kullanıldığında büyük bir imkân bence. Araştırma, görseller ve ilham kaynaklarıyla hem hikâyeyi zenginleştirebiliyor hem de gençlerin ilgisini kitapla buluşturacak yaratıcı yollar sunabiliyoruz.

Yakın gelecekteki projeleriniz var mı? Çocuk-gençlik edebiyatına devam mı edeceksiniz, yoksa başka türlere mi döneceksiniz?

Yakın gelecekte gençlik edebiyatına elbette devam edeceğim. Kıkırdak Azo ve Örümcek Peri ikinci serisi hazır. “Kayıp Zamanların Fısıltısı”nın ikinci kitabı üzerinde de çalışmaları sürdürüyorum. Bunun dışında yayınevlerinde bekleyen ve üzerinde düşündüğüm başka kitap dosyalarım da mevcut.  23 yıllık özverili bir çalışmanın yansıması bunlar… Özellikle çocuklar için hazırladığım masal, öykü ve fantastik macera romanları bunlar arasında. Farklı türleri denemeyi de sürdürüyorum. Yetişkin edebiyatına yönelik öyküler kaleme alıyorum. Ayrıca dergilerde metinlerim yayımlanmaya devam ediyor. Ezcümle; kırk yıllık bir ömrün süzgecinden süzülen yazın hayatım, yirmi üç yıllık özverili bir emeğin yansımasıdır bunlar…

Posted In ,

Yorum bırakın