Vicdan Masumiyeti Kurtarmaya Yeter mi?

By

Bazen hayat, tek bir bakışla yön değiştirir.
Küçük bir tesadüf, büyük bir yara açar. Sibel Karagöz, Tatlı Zehir’de okuru o yaranın kenarında bırakıyor: masumiyetle suçun, arzuyla vicdanın birbirine değdiği yerde. Sessiz, derin ve kaçınılmaz… Yazarla son romanı üzerine konuştuk.

Son romanınız ‘Tatlı Zehir’ okurla buluştu. Kitabın tanıtımında “Bir bakış… Bir tesadüf… Ve geri dönüşü olmayan bir yol…” deniliyor. Sizce bazen bir insanın hayatını değiştirmek için gerçekten yalnızca bir bakış ve bir tesadüf yeterli midir? 

Bence bazen gerçekten de bir bakış ve bir tesadüf, bir insanın hayatını değiştirmeye yetebilir. Çünkü hayatımızın yönünü değiştiren anlar her zaman büyük olaylarla gelmez. Bazen birkaç saniyelik bir karşılaşma, hiç beklemediğimiz bir duyguyu ortaya çıkarabilir. “Tatlı Zehir”de de tesadüfün ve karşılaşmaların insan hayatındaki gücünü anlatmak istedim. Ancak bence asıl önemli olan, o karşılaşmadan sonra verdiğimiz kararlar. Çünkü bazı insanlar hayatımıza sadece uğrar, bazıları ise bütün hayatımızın yönünü değiştirir.

Bazı seçimler yalnızca iki insanın değil, dokunduğu herkesin hayatını değiştirir” diyorsunuz. Romanda bireysel bir aşk hikâyesinin ötesine geçip dalga dalga yayılan bu toplumsal ve çevresel etkileri kurgularken nelere dikkat ettiniz? 

Romanda aşkı yalnızca iki insanın arasında yaşanan bir duygu olarak ele almak istemedim. Çünkü insanın aldığı her karar, farkında olsun ya da olmasın, çevresindeki insanların hayatına da dokunuyor. Bu nedenle karakterlerin seçimlerinin yalnızca kendi dünyalarında kalmamasına, zamanla ailelerine, çevrelerine ve ilişkilerine yansımasına özellikle dikkat ettim. Benim için önemli olan, bu etkileri yapay bir şekilde büyütmek değil, hayatın doğal akışı içinde göstermekti. Küçük görünen bir kararın zamanla ne kadar büyük sonuçlar doğurabileceğini anlatmak istedim. Böylece “Tatlı Zehir” bir aşk hikâyesinin yanı sıra seçimlerimizin sorumluluğu ve insan hayatındaki zincirleme etkileri üzerine de düşündüren bir hikâyeye dönüştü.

Roman boyunca karakterlerin eylemlerini meşrulaştırmadan ya da onları yargılamadan, saf insan doğasıyla aktarmak hassas bir denge gerektirir. Karakterlerinizi yaratırken onlar için bir “suçlu/masum” dengesi gözettiniz mi, yoksa kararı tamamen okura mı bıraktınız? 

Karakterleri yaratırken onları “suçlu” ya da “masum” olarak sınıflandırmaktan özellikle kaçındım. Çünkü insan doğası bu kadar keskin sınırlarla açıklanamayacak kadar karmaşık. Her karakterin kendi geçmişi, korkuları, zaafları ve doğruları var. Benim için önemli olan, onların davranışlarını haklı çıkarmak değil, o davranışlara nasıl geldiklerini göstermekti. Bu nedenle okura hazır bir hüküm vermek yerine, karakterlerin seçimlerini ve sonuçlarını olduğu gibi aktarmayı tercih ettim. Kimin haklı, kimin haksız olduğuna karar vermeyi ise büyük ölçüde okura bıraktım. Çünkü bence bir romanın en güçlü taraflarından biri, okurun karakterleri yargılamaktan çok onları anlamaya çalışmasıdır.

Yasak aşk, sadakat ve vicdan azabı edebiyatta sıkça işlenen temalar. Tatlı Zehir’i kaleme alırken bu temaları klişelerden uzak, daha derin ve sarsıcı kılmak adına nasıl bir anlatım dili benimsediniz? 

Bu temaların edebiyatta sıkça işlenmiş olması benim için bir sınır değil, aksine karakterleri ve duyguları daha derinlikli ele almak adına bir fırsattı. “Tatlı Zehir”de yasak aşkı yalnızca bir tutku, sadakati yalnızca bir bağlılık, vicdan azabını ise yalnızca bir pişmanlık olarak ele almak istemedim. Daha çok, insanın kendi doğruları ile arzuları arasında kaldığında yaşadığı iç çatışmaya odaklandım. Karakterleri siyah ve beyaz çizgilerle ayırmak yerine, onların zaaflarını, korkularını ve çelişkilerini görünür kılmaya çalıştım. Anlatım dilinde de bu duygusal gerilimi koruyarak, okurun karakterleri sadece izlemesini değil, onların seçimlerinin ağırlığını hissetmesini amaçladım.

Önceki kitaplarınızdaki duygu dünyasıyla ‘Tatlı Zehir’arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Bu romanı, edebiyat yolculuğunuzun neresinde görüyorsunuz? 

 “Tatlı Zehir” önceki kitaplarımdan tamamen bağımsız bir eser. Bu nedenle aralarında doğrudan bir hikâye ya da karakter bağlantısı kurmuyorum. Her kitabımda farklı bir dünyanın kapısını aralamayı ve kendimi yeni bir anlatıyla ifade etmeyi seviyorum. “Tatlı Zehir”i de edebiyat yolculuğumda yeni bir deneyim ve farklı bir anlatım alanı olarak görüyorum. Önceki kitaplarım bana çok şey kattı; ancak bu roman, kendi karakterleri ve kendi hikâyesiyle bambaşka bir yerde duruyor. Bir yazar için en güzel taraflardan biri de aynı kalıba bağlı kalmadan, her kitapta yeniden keşfetmek ve kendini yenileyebilmek.

Daha önceki bir söyleşinizde yazmanın sizin için kendinizi ifade etmenin ve zihninizi rahatlatmanın bir yolu olduğunu söylemiştiniz. Bugün geriye baktığınızda yazmak sizin için hâlâ aynı anlamı taşıyor mu, yoksa zaman içinde başka bir şeye mi dönüştü? 

Evet, bugün de aynı düşüncedeyim. Yazmak benim için hâlâ kendimi ifade etmenin, iç dünyamı anlamlandırmanın ve zihnimi sakinleştirmenin en güçlü yollarından biri. Zaman içinde deneyimlerim ve bakış açım değişmiş olabilir ama yazıyla kurduğum bağ hiç değişmedi. Bazen kelimeler, insanın kendi içinde bile ifade etmekte zorlandığı duygulara bir alan açıyor. Benim için yazmak yalnızca bir hikâye anlatmak değil, aynı zamanda düşüncelerimi özgürleştirmek ve kendimle baş başa kalabilmek. Bu nedenle yazmanın hayatımdaki anlamının değiştiğini değil, zamanla daha da derinleştiğini düşünüyorum.

Tatlı Zehir raflardaki yerini almışken, masanızda bekleyen yeni projeler, üzerinde çalıştığınız yeni hikâyeler var mı? 

Şu an için masamda üzerinde çalıştığım yeni bir proje yok. “Tatlı Zehir”in okurla buluşmasının ardından biraz durup kitabın kendi yolculuğunu izlemenin, okurların yorumlarını ve hislerini görmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Yazmak benim için aceleye getirilebilecek bir süreç değil. Yeni bir hikâyenin anlatılmaya hazır olduğunu hissettiğimde yeniden masanın başına geçeceğim. Şimdilik “Tatlı Zehir”in kendi yolculuğuna tanıklık ediyorum. Çünkü bazen yazarın görevi yeni bir hikâyeyi hemen yazmak değil, doğru hikâyenin kendisine gelmesini beklemektir.

Posted In ,

Yorum bırakın