
Ebru Erensoy, Kanlı Ay ile Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünün hemen sonrasındaki Osmanlı’da geçen melankolik bir zaman yolculuğu hikayesi anlatıyor. Türk ve Kelt mitolojisinin sembolleriyle örülü roman, tarihi atmosfer ile psikolojik derinliği ve gizemli romantizmi ustaca birleştiriyor.
Yazarla romanın ana karakteri Esra’nın içsel yolculuğundan dönemin ruhuna, mitolojik ilhamlara ve gelecek projelerine uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Romanın geçtiği tarihi dönem için nasıl bir araştırma süreci yürüttünüz? Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden hemen sonraki dönemi seçmenizin özel bir nedeni var mı?
Roman konusuna karar verdiğinizde önce kendinizi ikna etmeniz gerekiyor. Bu sebeple konuya ve döneme dair birçok sorularım vardı. Yani bu araştırma süreci sadece tarihi ayrıntılandırmak değil, dönemin ruhunu anlamaya çalışmakla da ilgiliydi. Şehzade Mustafa’nın hayatına dair kaynakların yanı sıra, dönemin siyasi kırılmaları, halkın yaşamı, kıyafetler, savaş düzeni hatta gündelik dil üzerine dahi bilgi topladım. Şehzade Mustafa’nın ölümü sonrası oluşan toplumsal kırılmaysa beni çok etkiledi. Kanuni’nin ölümünden hemen sonrasını seçmemin nedeni de buydu aslında. İmparatorluğun en güçlü döneminin ardından görünmeyen çözülmenin başlaması… Dışarıdan bakıldığında hala görkemini korusa da içinde kayıpların başladığı bir dünya vardı. Tıpkı Esra’nın içsel çöküşü gibi…
Romanın başkahramanı Esra, kayıplarından kaçarken kendini Kanuni sonrası Osmanlı’da buluyor. Esra’nın geçmişe gitmesi bir kader mi, yoksa kendi içsel özgürlüğünü bulması için bir tercih miydi?
Bu ikisinin tam ortasında bir yerde. İlk bakışta kader gibi görünüyor. Kanlı Ay, taş, kayın ağacı, gizemli kadın sanki onu çağırıyor. Ama hikâyenin derininde Esra’nın bilinç altı var. Çünkü insan en çok kaçmak istediği anlarda kendisine doğru yürümeye başlıyor. Esra geçmişe gitmeyi bilinçli olarak seçmiyor ama onu oraya götüren şey yıllarca bastırdığı istekleri, korkuları ve kırgınlıkları oluyor. Ben bu yolculuğu biraz ruhun kendisini iyileştirme çabası gibi düşündüm. Bu sebeple Kanlı Ay’daki zaman yolculuğu benim için sadece fantastik bir olay değil. Kendine yabancılaşan Esra’nın kendi değerini fark etme süreci.
Türk edebiyatında genellikle yerel mitler veya Doğu efsaneleri tercih edilirken, siz neden Kelt mitolojisinden ilham almayı seçtiniz?
Bunu sizin aracılığınızla bir kez daha düzeltmek isterim. Sembolleri, beni insanın bilinç altına daha yakın hissettirdiği için kullandım. Özellikle doğa, döngü, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarını ele alış biçimi… Ama roman tamamen Kelt mitolojisine yaslanmıyor. Türk mitolojisindeki inanışlarla birleşiyor. Mesela Kayın ağacı Keltlerde bilgelik yeniden doğuşla ilişkilenirken Türk mitolojisinde de kutsal ve koruyucu kabul ediliyor. Tanrıca Umay’ın kayın ağacının içinde yaşadığı düşünülüyor. Kanlı Ay’da savaşlar ve döngüsel yenilenmeyi temsil eder. Kelt ve Türk mitolojisinde bu anlamlar aynıdır.
Kitaba adını veren “Kanlı Ay”, astrolojik ve mitolojik anlamda bir dönüşümü simgeler. Sizin kurgunuzda bu doğa olayı, karakterin kaderiyle nasıl bir bağ kuruyor?
Hikâyede Esra’nın iç dünyasının yansıması. Anlamındaki dönüşüm fikrini karakterin ruhsal yolculuğuyla bağdaştırdım. Bir anlamda Esra’nın kaderiyle Kanlı Ay arasında karşılıklı bir çağrı var. O ay gökyüzünü nasıl kızıl bir yaraya dönüştürüyorsa, Esra’nın içindeki kapanmamış yaraları da görünür hale getiriyor. Hikâyenin sonunda okuyucu şunu fark ediyor. Asıl yolculuk geçmişe değil, kendi karanlığına doğru yapılmış.
Ebru Erensoy kendini en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilir?
Merak; çünkü birçok konu hakkında özellikle de tarih ve insan zihnine dair öğrenmek istediklerim var. Melankoli; çünkü hikayelerimde kayıp, özlem, içsel kırılmalar hep bir şekilde yer buluyor. Direnç; çünkü hayat hepimiz için zor olmasına rağmen ben üretmeye, anlatmaya, hayal kurmaya devam ediyorum.
Kitabınızda zamanı bir “çark” olarak nitelendiriyorsunuz. Sosyoloji perspektifinden bakarsak, tarih gerçekten tekerrürden mi ibarettir yoksa biz her döngüde yeni bir şeyler öğrenebilir miyiz?
Tarihin çarkı dönerken insanlık da boş durmaz. Yaşanan her kriz bir sonraki döngüye daha donanımlı girilmesini sağlar. Tarih birebir aynı olayları tabi ki tekrar etmez. Toplumlara her yeni döngüde daha ileri bir evreye geçme veya aynı hatalara düşmeme fırsatı sunar. Ama gene de zaman ve fırsatlar değiştiğinde, bazı benzer davranışları sergileyebiliyoruz. Çünkü insan her dönemde iyi ya da kötü benzer değerlere sahip… Toplumu oluşturan da insan. Sonuçlar ise tekerrür algısı yaratıyor.
Bir yazar olarak stilinizi “gizemli romantizm” ile “tarihi kurgu” arasında nerede konumlandırıyorsunuz?
Aslında tarzım tam da ikisinin kesişim noktasında. Ağırlığı olaylardan çok atmosfer ve karakterlerin iç dünyasına veriyorum. Tarihi arka planı hikâyenin kaderini belirleyen bir zemin olarak görüyorum. Gizem tarafı ise anlatının motoru; okuyucuyu ilerleten şey genellikle çözülmeyi bekleyen sırlar ve parçalı ip uçları oluyor. Romantik unsur ise doğrudan bir ilişki anlatısından çok karakterlerin birbirine yaklaşamaması mesafe ve iç gerilim üzerinden şekilleniyor. Bu sebeple kendimi tek bir türe değil, tarihi atmosfer içinde gelişen psikolojik ve gizemli anlatıların kesişiminde konumlandırıyorum.
Gelecek projelerinizden biraz bahseder misiniz? Okurlarınızı bekleyen yeni projeleriniz neler? “Kanlı Ay” bir serinin ilk adımı mı, yoksa bizi tamamen farklı dönem ve temalarda yeni hikayeler mi bekliyor?
Kanlı Ay ilk kitabım ve okuyuculardan seri olup olmayacağına dair soruları sıkça alıyorum. “Hayır” seri olmayacak. Esra’nın yüzleşmeleriyle gerçekleşen dönüşümüyle sonlandı. Kitabım aslında 2025 Ocak ayı ortalarında yayıneviyle buluştu. Fakat Kültür Bakanlığı’nın Edebi Eserleri Destekleme projesi kapsamında değerlendirilmesi için yolladık. Bekleyişimiz yaklaşık altı ayımızı aldı. Tabi bu geçen süre içinde boş duramazdım. İkinci kitabımı yazdım. İşte bu kitap seri olması gereken türden bir kitap oldu. Fakat ilk kitabım 2025 Ağustos ayında yayınlandığı için ikinci kitabın basımı için bekledim. Umut ediyorum Ekim ayında yeni yayın evimle yeni kitabımı da basacağız. Farklı bir dönem ve temayla okuyucuyla buluşmak için can atıyorum.
Yanlış anlamadıysam yeni kitabınız farklı bir yayın evinden çıkacak. Hangi yayın eviyle devam etmeyi planlıyorsunuz? Sizi bu seçime iten sebep ne oldu?
Kanlı Ay’ın yayımlanmasına vesile oldukları için yayınevime teşekkür borçluyum. Ama ben hikayelerimin yalnızca okunan değil, aynı zamanda zihinde sahnelenen, iz bırakabilen işler olmasını istiyorum. Okurlardan gelen yorumlarda da hep aynı şeyi duydum; bu hikâyenin bir filmi ya da dizisi olabileceğini söylediler. Kısa süre önce Mehmet Bozkurt’la tanıştım. Hikayelere yalnızca edebi metin olarak değil, görsel anlatı potansiyeliyle de yaklaşması beni etkiledi. Toros Yayınları’nın edebiyatla sinema arasında kurmaya çalıştığı dil, benim anlatmak istediğim dünyaya çok yakın geldi. Bu yüzden yeni kitabımda yoluma Toros Yayınları’yla devam edeceğim.
Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?
Elimde sihirli bir değnek olsaydı dünyada tek bir şeyi anında “silip düzeltmekten” ziyade insanların birbirini anlamasını kolaylaştıran bir zemin yaratmak isterdim. İnsanların birbirini daha az yargılayıp daha çok dinleyebildiği bir dünya, birçok problemi kendiliğinden küçültürdü. Kendi hayatımda ise sihirli bir değişiklik yapacaksam, bazı şeyleri daha erken fark etmeyi isterdim. Çünkü yazarlıkta da hayatta da gecikmiş fark edişler bazen hikâyenin yönünü değiştiriyor. Ama gene de tamamen her şeyi düzeltmek değil; bazı hataların da anlatının bir parçası olarak kalması gerekir bazen…
Yorum bırakın