
İnşaat mühendisi ve yazar Zeliha Tamer Uçar, ilk öykü kitabı Tahta Bacaklı At ile edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırıyor. Mühendisliğin rasyonel yapısını edebiyatın imgeleriyle harmanlayan yazar, insan hallerini ve çocukluk travmalarını postmodern bir dille sorguluyor. Gerçekliğin sertliğini masalsı bir atmosferle sağaltan Uçar ile ödüllü öykülerinden mühendislik disiplininin kurgusuna etkilerine uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Söyleşiye sizi tanıyarak başlayalım. Kimdir Zeliha Tamer Uçar?
Yazmaya, okumaya, öğrenmeye, resim yapmaya, gezmeye ve yeni kültürler tanımaya meraklıyım. Lise ve üniversite yıllarımda dünya klasiklerinin bir çoğunu okuduğumu hatırlıyorum. Sanırım kitaplarla bu yakınlığım bugünlerin zeminini hazırladı. Lise yıllarımda şiir yazmaya başladım, eş zamanlı olarak edebiyat hocalarımın yazdığım metinleri beğenirlerdi.
Yıldız Teknik Üniversite’si İnşaat Mühendisliği mezunuyum. Gazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Yapı Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptım. Üniversite eğitimiyle birlikte teknik bir alana yönelsem de edebiyat bir dip akıntısı gibi hayatımda varlığını her zaman sürdürdü. Hayatımın her döneminde mutlaka bir hobim oldu. Uzun yıllar karakalem ve yağlıboya resim sanatıyla ilgilendim. Ankara’da yaşıyorum. Aktif çalışma hayatım devam ediyor. Evli ve iki çocuk annesiyim.
Yazma serüveniniz nasıl başladı? Tahta Bacaklı At, bu yolculuğun neresinde duruyor ve sizin için neyi temsil ediyor?
2019 yılında öykü yazmaya başladım. Öykülerim Türk Dili Dergisi, Edebiyat Haber, İshak Edebiyat, Daima Edebiyat gibi dergilerde yayımlandı. “Tahta Bacaklı At” öyküsüyle 2023 3. Oğuz Atay Öykü Ödülü Seçkisi’nde yer aldım. Bu ödül öykülerimi kitaplaştırma cesareti verdi. “Sağır Boşluk” öyküsüyle 2023 Yılın Yazarı Tomris Uyar Öykü Ödülü Seçkisi’nde, “Karta Kaçtın, Seni Bundan Sonra Kim Alır?” öyküsüyle 2024 Edebiyatist Kristal Kalem Öykü Ödülü Seçkisi’nde, “Dünya Anamın Memesi” öyküsüyle İshak Edebiyat 2024 Öykü Seçkisi’nde, “Demet Apartmanı Cinayeti” öyküsüyle 2025 Yılın Yazarı Rıfat Ilgaz Öykü Ödülü Seçkisi’nde, “Kimse Yok Mu?” isimli öykümle 2026 Tarık Buğra Ulusal Öykü Yazma Yarışması’nda seçkisinde yer aldım. “Çığırtkan Keklik” isimli öyküm 2026 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması’nda mansiyona değer görüldü. Ekim 2025’te ilk öykü kitabım “Tahta Bacaklı At” ismiyle Metinlerarası Kitap’tan çıktı. Yazma yolculuğumun bir çeşit insanı anlama çabası olarak başladığını söyleyebilirim. Yıllar içerisinde elimde onlarca öykü birikti. Öykü yazmaya başladığımda aklımda kitap yayımlatma fikri yoktu. Bu uğraşı da bir hobi olarak görüyordum. Yazdığım öykülerin seçkilerde yer almaya değer bulunmasıyla birlikte öykü kitabı bastırma fikri oluştu. “Tahta Bacaklı At” isimli öyküm bu açıdan benim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim.
Tahta Bacaklı At kitabınızda 13 öykü var ve ortak bir tema yerine “insan halleri, ilişkilerdeki çatışmalar ve çıkmazları farklı üsluplarla ele almışsınız. Kitabı bir bütün olarak tasarlarken hangi öyküleri merkeze koydunuz?
Sizin de belirttiğiniz gibi öykülerimin ortak bir teması yok. On üç öyküden oluşan kitabımda insanın peşini hiçbir zaman bırakmayan çocukluk travmalarının vakti zamanı geldiğinde bir şekilde gün yüzüne çıktığı anları, insan hallerini, ilişkilerdeki çatışmaları ve çıkmazları konu edindiğim öykülerimi zaman zaman gerçekçi, zaman zaman da ironik bir dille aktarmaya çalıştım. Aynı zamanda kitap bütünlüğü içinde postmodern öykülere de yer verdim.
Postmodern anlatının tüm olanaklarını kullanarak okuru sürekli “bu bir kurmaca” uyarısıyla hikâyenin dışına atarken, aynı anda kurmacanın büyüsüne teslim olabileceği öyküler kurgulamayı seviyorum. “Merkezdeki Fikir, Uslu Bir Karakter Olun Lütfen! Gölgenin Gölgesi” isimli öykülerim, üst kurmaca tekniğiyle yazdığım, okurları keyif alacakları bir oyuna davet ediyor. Yazarın mutlak iktidarını sorgulatan, karakterlerle yazar arasında güç mücadelesine dönüşen, bazen yazarın bazen de karakterlerin kendi kurallarını dayattığı üst kurmaca öyküler bunlar. Örneğin, “Merkezdeki Fikir” isimli öykümde polisiye bir kurgu peşinde olan yazar, zihnine üşüşen karakterlerin kuşatması altında kalıyor. Kurgu ve gerçekliğin içiçe geçtiği yazarla karakterleri arasındaki ölüm kalım mücadelesinin ortasında buluyor okur kendini. Yazar, kurguladığı metnin bir karakterine dönüşüyor.
“Merkezdeki Fikir” isimli öykümdeki karakterlerim; öykünün yazarı, baş komiser Salih, Lidya ve öykünün sonunda yazarın evine gelen Bıçak Ali ve Selma karakterleri sanki hayatlarının başka bir gününün hikâyesini yaşıyorlarmış gibi “Gölgenin Gölgesi” isimli öykümde de yer alıyorlar.
“Ağızım Ben” isimli öykümde “Ben ağızım / Dünya anamın memesi” gibi şiirsel bir dille, anneyle hesaplaşmanın mitolojik bir boyuta taşındığı bir öykü okuyoruz. Mitolojiler, halk masalları, hatta peygamber kıssaları insanlığın kollektif bilinçdışının ortak miraslarıdır. Bunların izlerini sürmeyi ve öykülerime taşımayı önemsiyorum. İnsanın temel sorunları kültürden kültüre farklılık gösterse de özleri çok benzer olabiliyor. Mitler ve masallar insanı anlamaya yardımcı olan güçlü kültürel araçlardır. Öyküde annelik; sevgiden uzak, bir iktidar mücadelesi, bir efendi köle ilişkisi olarak karşımıza çıkıyor. “Dev anası” imgesi ise, çocuk gözünden büyütülmüş bir anne figürüdür. Bu imgeyle, annenin erkek çocuk için koruyucu kız çocuk için yutucu yanını aynı anda görebiliyoruz. Öykünün mitolojik katmanı, gerçekçi olanı aşarak öyküye evrensel bir boyut kazandırıyor.
Elbette kitabıma ismini ve ruhunu veren öyküm “Tahta Bacaklı At” tan da bahsetmeliyim. Babalarını bir hafta önce kaybeden iki kız kardeşin baba evini boşaltırken yaşadıkları duygusal gel-gitleri, kız kardeşlerden Hüma’nın içine düştüğü sıkışmışlık hâlinin etkisiyle yaşadığı sanrıyla birlikte çocukluğundaki hayali oyun arkadaşı Gümüş Yele’yle yeniden buluştuğu anları oluşturduğum atmosferle yoğunlaştırarak anlattım. Öyküde, baston ve gümüş yeleli at karakterin babasıyla ilişkisinin en güzel ve güçlü olduğu çocukluk dönemine özlemin bir metaforu.
Tahta Bacaklı At, masaldan kopup gelmiş gibi görünen imgelerin ardında acının, kaybın ve direncin gerçek yüzünü saklıyor. Bu masalsılık, bir kaçış değil; gerçeğe başka bir pencereden bakmayı sağlıyor. Benim için bu beş öykü kitabımın merkezinde yer alıyor diyebilirim.
İnşaat mühendisliği gibi rasyonel ve teknik bir disiplinle, edebiyatın uçsuz bucaksız hayal gücü dünyasını nasıl bir dengede tutuyorsunuz? Mühendislik bakış açısının öykülerinizin kurgusuna nasıl bir etkisi oluyor.
Edebiyata olan ilgim lise yıllarımda şiir yazarak başladı. Üniversite eğitimiyle birlikte teknik bir alana yönelsem de edebiyat ve sanat daima hayatımın merkezinde oldu. Uzun yıllar kendimce şiir yazmaya devam ettim. Sanat benim mayamda olan bir yönelimdi. Öykü yazmaya başlamadan önce şiirle ve resim sanatıyla ilgiliydim. Öykü de şiir gibi metaforlarla, imgelerle, sembollerle gerçekliği dönüştüren bir anlatma biçimi. Sanırım şiirin bir uzantısı olarak öykü yazmaya yöneldim. 2019 yılında öykü yazmaya, öykü yazmanın matematiği üzerine çalışmaya başladım. Baştan sona detaylarını düşünerek kurguladığım öykülerim olduğu kadar bana kendini yazdıran öykülerim de oluyor. Yazmak, zaman zaman benim için bir çeşit kendini keşfetme eylemine dönüşebiliyor. Öykünün de bir matematiği olduğu düşüncesindeyim. Mühendislik eğitimi sayesinde muhakeme etme, çözüm üretme ve sistematik düşünme yeteneğim gelişti. Benim için yazmak esriklik ve bilinç hali arasında salınan bir eylem. Üretme aşamasında zihni serbest bırakarak bu esriklik haliyle yazmayı önemsiyorum. Bir nevi yazma aşamasında ipler Dionysos’un elindeyken bu ilk yazma eylemi tamamlandıktan sonra yazılanların mühendisliğini yaparken Apollon’un bilinçli zihninin denetimine bırakıyorum öykülerimi.
Öykülerinizde gündelik hayatın sıradanlığının içine sızan masalsı bir atmosfer var. Gerçekliğin sertliğini masalsı bir dille anlatmak, acıyı sağaltmanın bir yolu mu?
Özellikle kitabıma ismini ve ruhunu veren “Tahta Bacaklı At” isimli öykümden bahsetmeliyim. Babalarını bir hafta önce kaybeden iki kız kardeşin baba evini boşaltırken yaşadıkları duygusal gel-gitleri, kız kardeşlerden Hüma’nın içine düştüğü sıkışmışlık hâlinin etkisiyle yaşadığı sanrıyla birlikte çocukluğundaki hayali oyun arkadaşı Gümüş Yele’yle yeniden buluştuğu anları oluşturduğum atmosferle yoğunlaştırarak anlattım. Öyküde, baston ve gümüş yeleli at karakterin babasıyla ilişkisinin en güzel ve güçlü olduğu çocukluk dönemine özlemin bir metaforu. Karakterin tekrar babasıyla bu kadar güçlü bir bağ kuramayacak olmasının da bir yası diyebilirim. Baba kaybıyla eksik kalan, bir daha da yaşanması mümkün olmayanları zihnen bütünleme çabası.
Bir söyleşinizde karakterlerin bazen sizinle tartıştığını ve sizi yönlendirdiğini belirtmiştiniz. Tahta Bacaklı At’ta sizi en çok zorlayan veya sizi en çok “şaşırtan” karakter hangisi oldu?
Yazar bütün detayları öyküye aktarmasa bile kahramanlara ait karakterizasyonu zihninde başarılı bir şekilde inşa etmişse kurmaca karakterlerde sağlam bir kişilik yapılanması oluşmuş oluyor. Bu noktadan sonra yazarın karakter üzerindeki mutlak iktidarı ortadan kalkıyor. Yazar ile karakter arasında bir güç mücadelesi başlıyor. Yazar kurgunun başarısı için karakterine teslim olmak zorunda kalıyor. Beni en çok şaşırtan karakter “Ağızım Ben” isimli öykümdeki Semra karakteri oldu. Şiirsel bir dille, anneyle hesaplaşmanın mitolojik bir boyuta taşındığı öyküde bir yere kadar öyküyü ben yazdım. Ancak Semra’da annesiyle efendi-köle ilişkisine dönüşmüş ilişkiye karşı o kadar güçlü bir öfke vardı ki anne-kız arasındaki çatışma sahnelerinin kontrolü kesinlikle Semra’nın iradesindeydi. Semra’nın bedeninin içindeyim duygusuna kapıldım o sahneleri yazarken.
Mesleğiniz gereği binaların taşıyıcı kolonlarıyla uğraşıyorsunuz; peki bir öyküyü ayakta tutan “ana kolon” sizce nedir?
Zaman, mekan, karakter, kurgu, atmosfer bu beş unsuru öykünün kolonları diye düşünürsek, öyküyü ayakta tutanın karakterizasyon olduğunu söyleyebilirim. Karakterizasyon, karakteri anlatmak değildir, karakteri kurmaca içerisinde inşa etmek demektir. Öncelikle yazarın karakterini çok iyi tanıyor olması gerekmekte. Yazarın zihnindeki karakterin davranışlarıyla, tepkileriyle, sustuklarıyla, çelişkileriyle, gizledikleriyle, diğer karakterlerin gözündeki algısıyla ete kemiğe bürünmesi öyküyü çok kuvvetli hale getirecektir.
Üzerinde çalıştığınız yeni dosyalar var mı? Okurlarınızı yine öykü türünde bir eser mi bekliyor yoksa bir romana doğru evrilme niyetiniz var mı?
İkinci öykü dosyam hazır, bu da elimi rahatlatıyor. Yeni öyküler yazdıkça dönüp üzerlerinde çalışmak üzere bilgisayarımda bir klasörde topluyorum. Üçüncü dosyamı bir novella ya da roman olarak hazırlamak niyetindeyim. Hali hazırda tek bir cümleye indirdiğim bir fikir de oluştu zihnimde. Bunun için okumalar yapıp notlar almaya başladım. Neler yazacağımı ben de merak ediyorum.
Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?
Elimde sihirli bir değnek olsa savaşların ve adaletsizliklerin bitmesini isterdim. Kendi hayatımda benim için zamanın genişlemesini dilerdim. En azından daha programlı bir insan olabilsem de iyi olur. Okuma listelerimi tamamlamak ve üretebilmek için zamanı daha verimli kullanmayı öğrenmem gerekiyor
Yorum bırakın