Demlenen Şarkılar, Yalın Hikâyeler

By

Tunç Özsöyler, yeni şarkısı Sev ile aşkın yıpratıcı ama kopulamayan tarafını yalın ve içten bir dille anlatıyor. Bağımsız üretim anlayışıyla şarkılarını “demlendirerek” yayımlayan sanatçıyla, müziğe bakışını ve yeni çalışmalarını konuştuk.

Son çalışmanız “Sev”, aşkın yıkıcı ve acıtan yönlerini çok yalın bir dille ele alıyor. Dramatize etmeden bu kadar yoğun bir iç gerilimi yansıtmayı nasıl başardınız?

“Yıkım” kelimesini özellikle doğru buldum. Böyle anlarda çok edebî düşünmeye fırsat olmuyor aslında. İçinizde ne varsa o dökülüyor. Bir noktada çaresizliğe doymuşluk hissi geliyor ve beyin kompozisyona takılmadan, söylenmesi gerekenleri adeta bir not defterine aktarıyor gibi yazıyor.

Şarkıda ilişkilerin tüketen ama koparılamayan bir çekim alanı hissediliyor. “Sev” kelimesi sizin için bir emir kipi mi, yoksa bir kabulleniş mi?

Benim için daha çok özveriyi temsil ediyor. Ama yanında imkânsız bir tatmin duygusu da “bonus” gibi geliyor. Eğer dinleyici bunu bir emir kipi gibi algılıyorsa, sanırım şarkı yazılırken hedeflediğim etkiye ulaşmış demektir.

2000’li yılların başında Erhan Güleryüz prodüktörlüğünde “Antalya” ile geniş bir kitleye ulaşmıştınız. Bugün ise daha bağımsız bir üretim modelindesiniz. Bu dönüşüm sanatınızı nasıl etkiledi; daha özgürüm diyebiliyor musunuz?

Kesinlikle daha özgürüm. Ama aynı zamanda biraz daha tembel ve müşkülpesent olduğumu da söyleyebilirim. Acele yok, bohemlik bol. 🙂

“Müziği kendim için yapıyorum” demişsiniz bir röportajınızda. Bu felsefe şarkılarınızı nasıl şekillendiriyor ve dinleyici beklentilerinden bağımsız kalmayı nasıl başarıyorsunuz?

Kendimi tatmin etmek, dinleyiciyi tatmin etmekten daha zor. Kendime karşı oldukça acımasızım; gerekirse projeleri çöpe atarım. İlginçtir, çoğu zaman bunlar daha geniş kitlelere ulaşabilecek işler olur. Ama bana uymuyorsa, benim yöntemimle ilerlemiyorsa, o iş benim için bitmiştir. Benim müzik üretimim zorunluluk üzerinden değil, iç tatmin üzerinden ilerliyor.

Şarkılarınızı “demlendirerek” yayımladığınızı söylüyorsunuz. Bir şarkının “olduğuna” ve dinleyiciyle buluşmaya hazır olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?

Demoyu yaptıktan sonra şarkıyı neredeyse bir daha duymak istemeyeceğim noktaya kadar dinliyorum. Sonra ara veriyorum. Ardından tekrar dinleyip değişiklikler yapıyorum. Bu süreç birkaç kez tekrarlanıyor. Bir noktadan sonra şarkı neredeyse bir “anomaliye” dönüşüyor gibi oluyor. İşte o zaman “tamam, artık yeter” deyip bırakıyorum.

Dijitalleşen müzik dünyasında On Air Music Co. gibi platformların bağımsız müzisyenler için bir “nefes” olduğunu söylemiştiniz. Sizce bağımsız bir müzisyen için bugün en büyük engel nedir?

Platformlarda görünürlük sorunu ve bar sahnesi kültürünün çöküşü. Bu iki mekanizma sağlıklı çalışsa, çok iyi müzisyenlerin çok daha üretken ve görünür olacağını düşünüyorum.

Gelecek projeleriniz hakkında ipucu verebilir misiniz? Yeni şarkılar, albüm veya işbirlikleri var mı?

Yaklaşık altı şarkı hazır sayılır. Gerçi “hazır” dediğime bakmayın, çoğu hâlâ değişmeye devam ediyor. İki tanesi artık anomali seviyesine ulaştı. Onlar yakında gelir.

Tunç Özsöyler kendini en iyi hangi üç kelimeyle anlatır?

Sosyal, geek ve “textbook” peşinde koşan biri.

Klasik bir soruyla bitirelim: Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?

Bankada ciddi miktarda para olmasını isterdim. Dünya barışı kısmı beni pek ilgilendirmiyor. 🙂

Posted In ,

Yorum bırakın