
İzmirli müzisyen İrem Deniz, duygusal derinliğiyle dikkat çeken yeni şarkısı “Unutmamaya” ile dinleyicisinin karşısında. Sahnedeki güçlü yorumu ve bağımsız müzik yolculuğundaki kararlılığıyla öne çıkan Deniz ile bu özel şarkının hikâyesini ve müzik serüvenini konuştuk.
Türk Halk Müziği kökeninden pop müziğe uzanan yolculuğunuzda, sizi siz yapan özü korumak zor mu oldu?
Türk Halk Müziği benim için sadece bir başlangıç noktası değil; hâlâ beslendiğim çok güçlü bir damar. Pop müziğe uzanan bu yolculukta özümü korumak zor olmadı. Çünkü söylediğim her şarkıda kendi hikâyemi, kendi duygumu taşıyorum. Türler değişse de samimiyet değişmiyor. Benim için önemli olan da tam olarak bu.
“Unutmamaya” şarkısını ilk dinlediğinizde “Bu şarkı benim” dediğinizi belirtmiştiniz. Şarkının sözleri ve melodisi sizi en çok hangi duygusal açıdan etkiledi? Günümüz ilişkilerindeki sessiz yanma” halini nasıl yorumluyorsunuz?
“Unutmamaya”yı ilk dinlediğimde, şarkının sakin ama derin bir acıyı anlatma biçimi beni çok etkiledi. Sözleri ve melodisi, günümüz ilişkilerinde sıkça yaşadığımız o “sessiz yanma” hâlini çok gerçek bir yerden yakalıyor. Konuşulmayan, içe atılan duyguların zamanla insanın içinde büyümesini ve ağırlaşmasını çok iyi anlatıyor.
Hayat felsefenizi tek bir cümleyle özetleyecek olsanız bu ne olurdu. Bu sorudan hareketle sizi tanıyabilir miyiz?
“Kalbimi susturmadan, korkmadan yürümek.”
Bu cümle beni hem hayatta hem müzikte en iyi anlatan bir özet. Hissettiğim şeyi bastırmadan, içimden geldiği gibi yol almaya çalışıyorum. Çünkü ancak böyle olduğumda hem kendime hem dinleyiciye gerçekten dürüst kalabiliyorum.
Dinleyicilere “Unutmamaya” şarkısı üzerinden vermek istediğiniz temel mesaj nedir? Unutmadan yaşamak sizin için ne anlama geliyor?
“Unutmamaya” ile dinleyiciye hatırlatmak istediğim şey, unutmadan da yaşanabileceği. Unutmamak, geçmişte takılı kalmak değil; yaşananları kabul edip onlarla birlikte büyümek demek. Bu şarkı benim için tam olarak bunu anlatıyor.
Müzik yolculuğunuzu bağımsız olarak sürdürme kararınız cesur bir adım. Bu özgürlük size ne kazandırıyor, neyi göze almayı gerektiriyor?
Müzik yolculuğumu bağımsız sürdürmek bana büyük bir özgürlük alanı açtı. Kendi kararlarımı alıyor, kendi sesime güveniyorum. Elbette bu yol daha fazla sorumluluk ve belirsizlik de getiriyor ama kendim gibi üretmenin verdiği huzur her şeye değiyor.
Öğretmenlik gibi güçlü bir sorumlulukla sahnede olmak arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Bu iki kimlik birbirini nasıl besliyor?
Öğretmenlik bana sabrı, dinlemeyi ve anlamayı öğretiyor. Sahne ise kendimi en açık ve en dürüst hâlimle ifade edebildiğim yer. Bu iki kimlik birbirini besliyor; biri beni hayata karşı dengede tutarken, diğeri içimdeki cesareti güçlendiriyor.
Sahne sizin için “en özgür hissettiğiniz yer” diyorsunuz. Özgürlük sahnede mi başlıyor, yoksa sahneye gelene kadar mı inşa ediliyor?
Sahne benim için en özgür hissettiğim yer ama o özgürlük aslında sahnede başlamıyor. Sahneye gelene kadar yaptığım seçimler, kendimle kurduğum bağ ve cesaretim o özgürlüğü inşa ediyor. Sahne ise sadece bunun görünür hâli.
“Unutmadan yaşamayı hatırlatan” bu şarkının ardından, dinleyiciyi nasıl bir müzikal yolculuk bekliyor?
“Unutmamaya”nın ardından dinleyiciyi, duygudan kaçmayan, daha samimi ve hikâyesi olan bir müzikal yolculuk bekliyor. Hatırlamaktan korkmayan, kalpten gelen şarkılar…
Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?
Sihirli bir değneğim olsaydı, insanların önce kendilerine karşı daha dürüst olmasını isterdim. Çünkü gerçek değişim de, iyileşme de insanın kendine dürüst olmasıyla başlıyor.
Yorum bırakın