
Edebiyat dünyasının sessiz ama derin izler bırakan isimlerinden Birgül Temur, Yitiğin Adı Yok adlı öykü kitabı ve Bana Baharlar Getir adlı şiir kitabıyla okuyucuların gönlünü fethetmiş bir yazar. Temur’un kaleminde, kayıpların hüznüyle baharın umudu iç içe geçiyor. Kendisiyle edebiyat yolculuğunu, öykülerinin gizemli dünyasını ve şiirlerinin duygusal derinliğini konuştum.
Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Sizi kaleme sarılmaya iten motivasyon neydi?
Kendimi bildim bileli kitaplarla iç içeyim. Okuma eylemi, bir süre sonra doğal olarak yazma isteğini de beraberinde getirdi. Okuduklarımdan etkilendiğim cümleleri defterlere not ediyor, kendi duygu dünyamda onlara yer açıyordum. Zamanla bu defterlerin sayısı arttı. Her insanın hayatta bir tür “sağaltım” yolu vardır; benimki okumak ve yazmaktı. Yazıyla ilk temasım şiirle oldu. Şiir, taşkın duygularımı, kırgınlıklarımı ve tüm öfkemi dökmeme yardımcı oluyordu. Yıllar sonra bir yazı atölyesinde kaleme aldığım ilk öykü bir dergide yayımlandı. O zaman yazmaya devam etmem gerektiğini, öykü türünde de ilerleyebileceğimi fark ettim.
Hem şiir hem de öykü türünde eserler veriyorsunuz. Hangi türde kendinizi daha özgür hissediyorsunuz?
Şiir bana derinliği, öykü ise özgürlüğü sunuyor. Bu açıdan bakınca öykü bir adım önde. Çünkü öyküde karakterleri, mekânları, olayları istediğim gibi şekillendirebiliyorum. Anlatının sınırlarını hayal gücümle zorlayabiliyorum. Öykü, bana göre, düşüncenin, hayal gücünün güçlü olarak harmanlandığı bir tür. İpler tamamen yazarın elinde; o iplerle dilediğiniz duyguyu okura sunabiliyorsunuz.
Yitiği Adı Yok adlı öykü kitabınızda günlük yaşamın trajedilerini ve insan ruhunun derinliklerini işlediğiniz görülüyor. Bu öykülerde gerçek yaşamdan esinlenme durumu var mı?
İçinde bulunduğumuz hayat, yazının tekâmülünde en büyük paya sahiptir. Bazen bir bakış, bazen bir cümle, bazen de içimde yankılanan bir duygu, öyküye başlamam için en büyük etkendir. Yazarlık, gözlem yeteneği, sezgi, hayal gücü gibi unsurların toplamıdır. Bununla birlikte izlediğim filmler, okuduğum kitaplar, tanık olduğum olaylar, hepsi bilinçaltımda birleşir. Zihnimde damıtılır, ardından da metne dönüşür.
Yine kitabınızdaki öykülerde genellikle insanın içsel yolculuğu ve kayıp duygusu ön plana çıkıyor. Bu yönüyle, insanın kaybolan parçalarını bulma çabası, kişisel bir keşif süreci mi yoksa toplumsal bir eleştiri mi?
İnsan, yaşamı boyunca kaybettiklerinin izini sürer. Bu bazen bir sevincin, bazen bir huzurun, bazen de nesnel bir şeyin eksikliği ve arayışıdır. İçine döndükçe, kendiyle ve eksikleriyle yüzleşir. Bu süreç sancılıdır, ama aynı zamanda kişiyi dönüştürür. Keşfettikleriyle yani kendiyle dolu tin, yitenlerin, gidenlerin, eksik kalanların derdiyle o kadar doludur ki, başka bir şeye yer bırakmaz kendinde. Zorlu bir süreçtir. İnsan bu süreci tamamlarken birtakım acılardan, sıkıntılardan geçer. Bu bir nevi ruh terbiyesidir aslında. Sanırım insan olarak en büyük kazancımız da budur.
Şiir kitabınızın Bana Baharlar Getir’deki şiirler, genellikle umut ve yeniden doğuş temalarını işliyor. Toplumda bahar gibi bir yeniden doğuşa dair umudun günümüzde ne kadar yer bulduğunu düşünüyorsunuz?
Her dönemde umudu diri tutan insanlar ve olaylar vardır. Genele baktığımızda toplum olarak büyük bir mutsuzluk çukurunda yaşıyor gibi görünsek de, gözlemlediğimizde insanların cümlelerinin sonunun hep bir umut sözcüğüyle bittiğini görürüz. En umutsuz insanın bile içinde bir yerlerde “bahar” kırıntısı vardır. Bu anlamda “bahar” metaforu benim için önemliydi. Salt kötü dediğimiz insanların bile içinde deştikçe ulaştığımız bir “iyi” vardır. Önemli olan sevgiyle dokunabilmek.
Dilinizin ve anlatım biçiminizin derinliği, okuyucuyu hikayenizin içine çekiyor. Yazar olarak yazma sürecinizde dilin rolü hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Dil, yazarın kimliğidir. Öyküden yola çıkarak söylersek metinde bakış açısı, yöntem, olay örgüsü, kişiler değişse de değişmeyen tek şey dil sorunudur. Bu kural roman, deneme, şiir gibi diğer türler için de geçerlidir. Her yazar bu minvalde kendi dilini oluşturarak bir yol tutar kendine. Dili, yazarın yansıması olarak görüyorum. Bir tür damıtma işlemi. Yazarın yaşadıkları, okudukları, bilgi ve birikimi metinlerinde bir yekûn olarak çıkar karşımıza. Kısacası “dil” bir nevi büyüdür. İyi bir dil, sıradan bir konuyu bile büyülü hâle getirebilir. Bu nedenle dil metinlerin bel kemiğidir.
Edebiyat dünyasında ilham aldığınız veya sizi etkileyen yazarlar kimlerdir? Bu sorudan hareketle sizi tanıyabilir miyiz?
Her yazar, kendi sesini bulmadan önce birçok yazarın etkisinde kalır. Benim için Tomris Uyar, Peyami Safa, Füruzan, Halid Ziya Uşaklıgil, Melih Cevdet Anday, Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Engin Geçtan, Sâmiha Ayverdi, Ferit Edgü, Oğuz Atay, Sevgi Soysal, Sabahattin Kudret Aksal hep birer ilham kaynağı oldu.
Bunun yanında yabancı yazarlardan Dostoyevski, Panait Istrati, Hermann Hesse, Nikos Kazancakis, José Saramago, William Faulkner, Dino Buzzati, Julio Cortazar, Thomas Mann, Albert Camus, Miguel de Unamuno, Jean-Paul Sartre, Peter Handke gibi yazarlar da bende iz bırakmıştır. Her biri kendi sesimi bulmamda yardımcı olmuştur.
8-Okuyucularınızdan aldığınız geri dönüşler arasında sizi en çok etkileyen veya şaşırtan bir yorum oldu mu?
Aslında okurlarımın öykülerimi “hiç sıkılmadan okuduklarını” söylemeleri benim için en kıymetli övgü. Bir okurum, betimlemelerdeki yoğunluğun resimle uğraşmamdan kaynaklandığını söylemişti. Bu tespiti çok sevdim; çünkü görselin yazıya sirayet etmesi, farkında olmadan yaptığım bir şeydi. Yazmak da resim yapmak gibi. Renklerin yerini kelimeler alıyor, ama hepsinin “duygu aktarımı” gibi tek bir amacı var.
Gerçekleştirdiğim röportajların klasik sorusudur. Size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı ne yapmak isterdiniz?
Kötülüğü ortadan kaldırmak isterdim. Çünkü dünyanın tüm yaraları, insanın insana ettiği eziyetle açılıyor. Maalesef insanın acıya karşı duyarsızlaştığı ya da kötülüğü yok edecek hiçbir şey yapamadığı, kötülükler karşısında elinin kolunun bağlı kaldığı bir çağda yaşıyoruz. Sihirli bir değneğim olsaydı, önce kötüleri yok etmekle başlardım.
Yorum bırakın