
Sanat ve bilimin kesişim noktasında üretken bir yolculuk… Hem akademisyen hem de müzisyen kimliğiyle dikkat çeken Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Güney, yaşamı boyunca bu iki alanı birbirinden ayırmadan, aksine birbirini besleyen bir bütün olarak değerlendirmiş bir isim. Elektrik-elektronik mühendisliği alanındaki akademik başarılarının yanı sıra söz yazarı ve besteci kimliğiyle de tanınan Güney, sanata ve toplumsal sorumluluğa duyduğu bağlılıkla öne çıkıyor. Güney ile müzik yolculuğunu hem akademik kariyerini hem de geleceğe dair sanat ve eğitim üzerine düşüncelerini konuştuk.
Müzik yaşantınıza akademik kariyerinizden önce başlamışsınız. Profesyonel olarak müzikal çalışmalarda bulunmuşsunuz. Sonrası akademisyenliğe dönüş nedeniniz nedir?
Bilindiği gibi sanat toplumların gelişmesinde en önemli rollerden birisine sahiptir. Gelişmiş toplumlarda sanata ve sanatçıya çok değer verilmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan kanunlarla sanatçılar eğitim almak üzere yurt dışına gönderilmiştir. Çünkü amaç bilimden sanata spordan siyasete gelişmişlik düzeyi yüksek bir toplumu oluşturmaktır. Ancak zaman içinde ne yazık ki bu politika değişmiştir. Ülkemizde müzisyen olarak hayata devam etmek çok özveri gerektirmektedir. Toplumun, içinde bulunduğumuz sosyal çevrenin, ailenin değer yargıları bireylerin seçeceği meslekte çok önemli rol oynamaktadır. Değer yargılarının zaman içinde yozlaştırılması neticesinde günümüzde istek parçası çalmadığı için bile müzisyen cinayetleri işlenebilmektedir. Akademisyenliğe geçiş doktoram bitince İTÜ’den Yüksek Lisans ve Doktora tez danışman hocam Prof. Dr. Nesrin Tarkan hocamın ısrarıyla olmuştur. Eşim ve ailem de bunu destekledikleri için ve daha düzenli bir hayatımın olmasını istediklerinden akademik hayata geçtim. Yaptığım tercihin de zaman geçtikçe çok doğru olduğunu gördüm.
Her ne kadar müziği aktif olarak bıraksanız da hep müziğin içinde olduğunuzu konuyla ilgili çeşitli açıklamalarınızdan biliyoruz. Yani aslında akademisyenliğinizi de müzikle iç içe olarak sürdürmüşsünüz. Müzik sizin için neyi ifade ediyor?
Öncelikle müziği aktif olarak bırakmadığımı özellikle belirtmek istiyorum. Albüm çalışmalarım ve içine müziği dâhil ettiğim sosyal sorumluluk projelerimiz ve bu projeler içindeki konserlerimizi devam ettiriyorum.. Ancak bulunduğum çalışma koşullarının ve bulunduğum konumun getirdiği dinamikler sürekli müzik içinde görünür olmama bazı sınırlar getiriyor. Değer yargılarına bağlı olarak bunu takdir eden olduğu kadar eleştiren de olabiliyor. Bunu çok iyi dengelemek gerekiyor. Müzik benim için duygularımı ifade edebilmenin en iyi yolu olduğu kadar, yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projelerinde toplumsal farkındalığı arttırmak ve kitleleri aynı ortak paydada toplayabilmek konusunda çok önemli bir rol oynuyor. Kısacası müzik benim için asla vazgeçemeyeceğim duygularımı en iyi şekilde ifade edebildiğim bir yaşam biçimidir.
Müzik yaşantınızın akademik kariyerinize ne gibi etkileri oldu?
Akademik alanım elektrik elektronik mühendisliği olup, akademisyenlikle müzik arasında çok yakın bir ilişki vardır. Müzik matematiğin üzerine kurulmuştur. Akademik çalışmalarda istenen özgünlükle müzikte yapılan bestelerin özgünlüğü birbirine çok benzer. İkisinde de yaratıcılık çok önemli rol oynar. Akademik kariyerimde müzik her zaman bana bir ayrıcalık kazandırmıştır. Çalıştığım her kurumda ve yurt dışında gittiğim üniversitelerde bilimi sanatla yoğurarak müziğin yer aldığı etkinliklere yer vermeye çalıştım. Katıldığım bilimsel toplantılarda piyano ile mini dinletiler yapmak, enstrüman çalabilen meslektaşlarımla ve öğrencilerimle orkestralar kurup, konserler vermek, sosyal sorumluluk projeleri yaparak başkalarının hayatlarına dokunabilmek, farkındalık oluşturmak tarif edilemeyecek bir duygudur, yaşanması gerekir.
Bu soruya bağlantılı olarak sorayım müzisyen kimliğinize öğrencilerinizin bakışı nasıl? Müzikle ilgilenecek öğrencilerine hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Çalıştığım kurumlarda hep müzik ve drama kulüplerinin danışman öğretim üyesi oldum. Böylece farklı fakültelerin öğrencilerini de yakından tanıma fırsatım oldu. Öğrencilerim bu konuda beni takdir ederek örnek almışlardır. Bir enstrüman çalmaları için onları hep teşvik ettim. Gruplar halinde ve bireysel olarak ders almalarına olanak tanıdım. Müzikaller sahneledik. Müzik sevgidir, sevgi ise insanları bir araya getirerek birleştirir. Müzik bireylerin hayata bakış açılarına, insanlarla olan ilişkilerine, kendi kişisel gelişimlerine çok olumlu katkılar yapar, üretkenliklerini arttırır. Sevgi dolu insanlar özgür düşüncelidir, hoş görülüdür. Başkalarının haklarına saygılı olurlar, çevreyi, doğayı korurlar, evcil dostları olur ve onların haklarını savunurlar. Hangi meslek grubunda olurlarsa olsunlar bu farkı mesleklerine yansıtırlar. Alan dışı seçimlik dersim olan ve öğrencilerim tarafından çok sevilen Yaşama Sanatı dersimde öğrencilerime geçici mevki ve makamların kişilere saygınlık kazandırmadığını aksine bu mevki ve makamlara kişilerin saygınlık kazandırabileceklerini anlattım. İnsanların dünyaya gelirken seçme şansı olmayan değerler üzerinde yaratılmaya çalışılan kin ve nefretin çok anlamsız olduğunu, insan olabilmenin evrensel değerlerine sahip olabilmenin önemini, ahlaki ve vicdani değerleri koruyarak, inandığı değerlerden asla vazgeçmeden, eğilmeden, bükülmeden kendisiyle ve çevresiyle barışık bir şekilde tevazu içinde yaşamanın önemini anlattım. Öğrencilerimin beni çok iyi anladıklarını ve ancak bu değerlere sahip bireylerin artmasıyla özlem duyduğumuz toplumsal birlikteliğe kavuşacağımıza inanıyorum.
Teknolojinin getirdiği faydalardan üst düzeyde yararlanan sektörlerden biri de müzik sektörü. Geçmişten günümüze doğru geldiğimizde teknolojinin müziğe katkısını nasıl değerlendirirsiniz?
Gelişen teknolojinin her alanda kullanılması çok güzel bir şey. Müzik sektöründe benim tercihim akustik müzikten yana olmuştur. Parmaklarınızın gitarın üzerinde çıkardığı sesi kayıtlarda duymak, bazen hata olsa da çok güzel. Teknoloji ile hatalar minimize edilebiliyor. Detone sesler düzeltilebiliyor. Konser performansıyla, stüdyo kayıt performansları arasındaki fark sanatçıların konserine gittiğinizde çok net bir şekilde belli oluyor. Bunun yanı sıra müzik yapmanızı sağlayan birçok yazılım var. Enstrüman çalmasını bilmeyen birisi bile bu yazılımları kullanarak hatta bu yazılımlar içindeki loop ları değiştirerek özgün eser diye adlandırdığı müzikler üretebiliyor. Bu yazılımların yaratıcılık üzerine olumsuz etkileri olduğu düşüncesindeyim. Kopyala yapıştır tarzı, üretilen müzikler sezonluk oluyor kalıcı olamıyor. Ben 1970 li yılların soundunu hep önde tuttum. O dönemin Türk Hafif Müziği bana göre çok farklıydı. Hala o dönemin coverları yapılmaktadır. Bunun yanı sıra teknolojiye bağlı olarak gelişen ses ve ışık sistemlerinin çok olumlu katkıları olduğunu da özellikle belirtmek gerekiyor. Geçmişte lambalı, devasa amplifikatörler kullanıyorduk. Günümüzde ise teknolojik bakımdan çok donanımlı ses düzenleri var.
Röportajlarımdaki klasik sorumdur. Size de sormalıyım elinizde sihirli bir değnek olsaydı ne yapmak isterdiniz?
Ülkemizde eğitim kalitesinin ve eğitilmiş bireylerin sayısının arttırılmasını çok isterdim. Eğitim ve öğretim birbirine karıştırılan iki kavramdır. Öğretim derecelerini gösteren diplomalar bireylerin eğitimli olduğunun da göstergesi değildir. Eğitim düzeyi yükseldikçe saygı, sevgi, hoşgörü, milli, vicdani ve ahlaki değerlere sahip bireylerin sayısı artacaktır. Gelişmiş bir toplum olabilmek eğitim düzeyi yüksek bireylerin sayısının artmasıyla olabilir. Öğretim müfredatı içinde ilkokuldan itibaren mutlaka sanat dersleri olmalı ve bu dersler layıkıyla verilmelidir. Darwin’e atfedilen bir sözle bitireceğim. Bir kanadı bilim, bir kanadı sanat olan toplumlar kuş toplum olur uçarlar. Bu kanatlardan birisi eksik kalırsa tavuk toplum olur ve önlerine atılan bir avuç yemi gagalarken arkalarından yumurtalarının alındığının farkına varmazlar. Tavuk toplum olmak istemiyorsak kanatlarımızdan birisinin sanat olması gerekmektedir. Bunun için de sanata ve sanatçıya gereken önem ve özen gösterilmelidir.
Yorum bırakın